6 Temmuz 2016 Çarşamba

Bölüm 2: Günümüzde Müslümanların Fedakar Olmalarının önemi

Bölüm 2: Günümüzde Müslümanların Fedakar Olmalarının önemi

Kitabın başından bu yana fedakarlığın müminin samimiyetini ortaya koyan en önemli özelliklerinden biri olduğunu anlattık. Ancak şu da unutmamalıdır ki, insanın yaşamı boyunca karşısına fedakarlık yapabileceği çok az sayıda fırsat çıkabilir. Bu nedenle karşısına bu tür bir fırsat çıktığında, bunların Allah'a yakınlaşmak, O'nun rızasını ve sevgisini kazanabilmek için çok kıymetli zamanlar olduğunun şuuruyla hareket etmelidir. Günümüzde tüm insanların ve özellikle dünyanın dört bir yanında yaşayan Müslümanların durumuna baktığımızda, İslam ahlakını gerçek anlamıyla yaşamanın önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
Filistin'de yaşamlarını sürdürebilmek için gereken en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayan Müslüman halk, insanlık dışı muamelelere maruz kalmaktadır.
Hemen her gün gazetelerde ve televizyonlarda Kuran ahlakının yaşanmamasından kaynaklanan karışıklıklara, zalim yöneticilerin baskısı altında yaşam mücadelesi yaşayan insanlara, zorbalıklara, insanların haklarına tecavüz edildiği olaylara şahit oluruz.
Halen dünyanın dört bir yanında savaşlar, iç karışıklıklar devam etmektedir. Filistin'de, çeçenistan'da, Doğu Türkistan'da Müslümanlar hala çok zorlu bir yaşam mücadelesi vermektedirler. Sadece 20. yüzyılda yaşanan savaşlarda; Bosna-Hersek'te, Kosova'da, Cezayir'de, Tunus'ta, Eritre'de, Mısır'da, Afganistan'da, Keşmir'de, Ruanda'da, Doğu Türkistan'da, çeçenistan'da, Vietnam'da, Tayland'da, Filipinler'de, Burma'da ya da Sudan'da yüz binlerce silahsız insan hayatını kaybetmiş, kadınlar tecavüze uğramış, işkence görmüş, milyonlarcası evlerinden yurtlarından çıkarılmış, sakat kalmış, yakınlarını kaybetmiştir. Masum çocuklar kurşunlara hedef olmuş, bebekler kundaklarında katledilmiş, kaçmaya çalışan insanlar mayınlara basarak ya hayatlarını yitirmiş ya da sakat kalmışlardır. İnsanlar eşi benzeri görülmemiş bir vahşete tabi tutulmuş, zulme uğratılmış, insanlık dışı şartlar altında esir kamplarında yaşam mücadelesi vermişlerdir.
Günümüzde halen iç savaşlar sürmekte, kadınlar, çocuklar zulme uğratılmaya, eziyet görmeye devam etmektedirler. İnsanlar kendilerine yardım eli uzatacak vicdan sahibi insanları beklemekte, ama seslerini duyuramamaktadırlar. Müslümanların zulüm gördükleri ülkelerden yalnızca birkaçında yaşananlara kısaca bakıldığında dahi bu konunun önemi çok daha iyi anlaşılabilecektir.

Müslümanlara Uygulanan Zulüm

Filistin

Filistinli Müslümanlar yaklaşık yarım asırdır, hiçbir gerekçe gösterilmeden evlerinden çıkarılmakta, kurşunlanmakta, saldırıya uğramakta, evleri başlarına yıkılmakta, tarlaları ve bahçeleri yok edilmekte, işkenceye ve şiddete maruz kalmaktadırlar. Saldırıya uğrayan, üzerlerine ateş açılan, bombardımana tutulan çocukların, gençlerin ve kadınların ancak çok az bir kısmı dünya medyasına yansımaktadır.
Nüfusunun %70'i gençlerden oluşan Filistin'de, 1948'de başlayan işgal ile birlikte çocuklar da göçü, sürgünü, gözaltıları, hapis ve katliamları yaşadılar. Filistinliler kendi topraklarında ikinci sınıf insan muamelesi gördüler. çatışmaların halen yoğun olarak sürdüğü bölgelerde her gün birkaç çocuk ölmekte ve 10'un üzerinde çocuk da yaralanmaktadır. Sapan ve taşlarından başka hiçbir silahları olmayan genç insanlar ise attıkları taşlar karşılığında tam teçhizatlı İsrail askerlerinin gerçek kurşunlarına hedef olmaktadırlar. üstelik İsrail askerleri sadece kendilerine taş atanlara karşı değil, tüm sivil halka karşı acımasız bir katliam politikası izlemektedir.
Evine ekmek götüren bir baba, hamile eşinin ve çocuklarının gözleri önünde hiçbir gerekçe gösterilmeden vurulmaktadır. Tarlalarda çalışan kadınların üzerlerine helikopterlerden ateş açılmakta, ama gerekçesi hiçbir zaman dile getirilmemektedir. Okuldan eve dönen çocuklar İsrail tanklarından açılan ateş neticesine hayatlarını kaybetmektedirler. Yaralananlara ambulans gelmesine veya hastaların hastaneye götürülmesine İsrail askerleri izin vermemekte, çoğu insan bu şekilde can vermektedir. Milyonlarca insan onlarca yıldır mülteci kamplarında açlık ve sefalet içinde yaşamakta, kadınlar dahil pek çok Müslüman İsrail hapishanelerinde türlü işkencelere maruz kalmaktadırlar. üstelik her an yeni bir bombardıman tehditiyle karşı karşıya bulunmaktadırlar. (Detaylı bilgi için bkz Filistin, Harun Yahya)
Müslümanlar olarak bizim temennimiz, yaşanan tüm bu sıkıntıların sona ermesi ve Ortadoğu'ya barış gelmesidir. İsraillilerin masum insanları vurmasına da, bazı radikal Filistinlilerin teröre başvurarak masum İsraillileri bombalamasına da karşıyız. Bizce bu çatışmaların sona ermesi ve Ortadoğu'ya gerçek bir barış gelmesi, her iki tarafın da kendi inançlarını samimi ve doğru bir şekilde anlayıp uygulamasıyla mümkün olacaktır.

Keşmir

Asya kıtasındaki pek çok Müslüman halk gibi Keşmir halkı da 20. yüzyılın ikinci yarısını çatışmalarla ve savaşlarla geçirdi. İşgalci Hindistan yönetiminin baskıları nedeniyle Keşmir, yaklaşık 50 yıldır barışı, huzuru ve istikrarı yaşayamamaktadır. Sahip olduğu stratejik önem, yeraltı zenginlikleri ve asıl olarak da Müslüman kimliğiyle dikkat çeken Keşmir, bağımsız bir İslam devleti olmayı ya da İslami bir kimliğe sahip olan Pakistan ile birleşmeyi istemektedir. Bu durum, Hindistan'ın, Rusya'nın ve Komünist çin'in çıkarlarına ters düşmektedir. Bu amaçla Keşmir halkına ekonomik ambargolar konulmakta, şiddet eylemleri, sebepsiz tutuklamalar gerçekleştirilmekte, işkenceler uygulanmaktadır. Aynı şekilde uluslararası baskılar ve ambargolarla Pakistan yönetiminin de Keşmir'e destek vermesi engellenmek istenmektedir.
20. yüzyılın ikinci yarısını çatışmalarla ve savaşlarla geçiren Keşmir halkına uygulanan katliamlarda on binlerce Keşmirli Müslüman acımasızca öldürüldü.
II. Dünya Savaşından sonra Hindistan egemenliği altında kalan Keşmir eyaleti, o tarihten bu yana Hint zulmü altında yaşamaktadır. Bu duruma direnmek ve bağımsız olmak isteyen halka yönelik 1947, 1965 ve 1971 yıllarında üç büyük katliam gerçekleştirildi. On binlerce Keşmirli Müslüman öldürüldü, 4.000'den fazla kadın işkenceye ve tecavüze uğradı. İslami bilincin engellenmesi için din eğitimi veren okullar kapatıldı. 1990 yılından sonra ise Keşmir'deki soykırım ve asimilasyon hareketi en acımasız şeklini aldı. İnsanlar sebepsiz yere gözaltına alınıp, işkence altında öldürüldüler. Evler kundaklandı, savunmasız insanlara türlü baskılar uygulandı, gazete ve okullar kapatıldı. Hint yönetimi sadece silahlı saldırılara başvurmakla da yetinmedi. Tarım için kullanacağını açıkladığı barajları dahi Müslümanlara karşı işkence amaçlı kullandı. Barajları ağzına kadar su doldurup, muson yağmurları ile birlikte kapakları birden açarak, bölgenin aşağı kesimlerinde bulunan özgür Keşmir ve Pakistan'ı sular altında bıraktı. Bunların sonucunda binlerce insan hayatını yitirdi ve çok büyük maddi hasarlar oldu. Keşmir'de, Hint yönetiminin sürdürdüğü vahşetin yanı sıra bir de mülteci sorunu yaşanmaktadır.
Keşmirli Müslümanlara karşı uygulanan vahşet ileri boyutlardadır. Ancak çeşitli propaganda yöntemleriyle Keşmir ve bölgesinde yaşananlar, insanlara çok farklı şekilde aksettirilmektedir. Uygulanan zulümler, işkenceler, masum insanlara yapılan baskılar gizlenmekte, sonuçta tüm dünya olan bitenler karşısında sessiz kalmaktadır. İnsan hakları örgütlerinin hazırladıkları raporlar adeta yokmuş gibi davranılmaktadır. Hint zulmüne karşı direnen, kendi topraklarında barış içinde yaşamak için mücadele veren Keşmirliler dünyaya radikal terörist gruplar olarak tanıtılmaktadır. Oysa yarım asra yakın bir zamandır Hint zulmüyle karşı karşıya kalan Keşmir halkının tek dileği, din ahlakını rahatça yaşayabilecekleri, insanların sadece Müslüman oldukları için zulüm görmeyecekleri, çocuklarını barış ve güven içinde büyütebilecekleri bir toprağa sahip olmaktır. Keşmirli Müslümanların en meşru haklarından dahi yoksun bırakılmaları, dahası türlü işkencelere maruz kalmaları, vicdanlı insanları bilinçlendirmenin ne kadar acil ve önemli bir görev olduğunu bize bir kez daha göstermektedir. (Detaylı bilgi için bkz İslam ve Uzakdoğu Dinleri, Harun Yahya)

Doğu Türkistan

1996 yılından beri on binlerce Uygur Türk'ü kamplarda tutulmakta ve ağır işkencelere maruz bırakılmaktadır. Sanıklar, tek celsede biten davalarda ya kürek cezasına mahkum edilmekte ya da meydanlarda infaz mangaları tarafından kurşuna dizilmektedir.
Yaklaşık 250 yıldır çin egemenliği altında olan Doğu Türkistan'daki Müslüman Türkler, hala Maocu Kızıl çin rejiminin zulmü altında yaşamaktadırlar. Mao önderliğindeki komünistlerin çin'in yönetimini ele geçirmelerinin ardından, asimile olmayı reddeden Doğu Türkistan'daki Müslümanların fiziksel olarak imhasına yönelindi. Katledilen Müslüman sayısı korkunç boyutlardaydı. 1949-1952 yılları arasında 2 milyon 800 bin; 1952-1957 arasında 3 milyon 509 bin; 1958-1960 yılları arasında 6 milyon 700 bin; 1961-1965 yılları arasında 13 milyon 300 bin kişi ya çin ordusu tarafından katledildi ya da rejimin doğurduğu kıtlık sonucunda öldü. Halkın hayatta kalabilen bölümü ise büyük baskı ve işkencelere maruz bırakıldı. Doğu Türkistan'da halka uygulanan baskılar, Sırpların, Bosna'da Müslüman Boşnaklara veya Kosova'da Arnavut çoğunluğa uyguladıklarından farklı değildir. ülkedeki çin mahkemelerinin "ceza" yöntemleri de son derece acımasız ve vahşicedir. Diri diri toprağa gömmek, öldüresiye dövülen bir insanı çıplak halde karlarda yatırmak, iki bacağı iki ayrı öküze bağlanan bir insanı ikiye bölmek gibi "ceza"lar uygulanmıştır.
Komünist rejim, 1949 yılından itibaren, bir yandan Müslümanları imha ederken bir yandan da bölgeye sistemli bir biçimde çinli göçmen yerleştirdi. Bugün ise Uygurlar köylerde oturmaya zorlanırken, çinliler şehirlere yerleştirilmektedir. çin yönetimi ayrıca Doğu Türkistanlı Müslümanları nükleer denemelerinde denek olarak kullanmıştır. İlk olarak 16 Ekim 1964 tarihinde başlatılan nükleer denemelerin olumsuz etkileri yüzünden bölge insanı ölümcül hastalıklara yakalanmış, 20 bin özürlü çocuk dünyaya gelmiştir. Nükleer denemeler nedeniyle ölen Müslüman sayısının 210 bini bulduğu bilinmektedir. Binlerce insan ise ya sakat kalmış ya da kanser gibi hastalıklara yakalanmıştır.
çin, 1964'ten günümüze kadar Doğu Türkistan topraklarında elliye yakın atom ve hidrojen bombası patlatmıştır. İsveçli uzmanlar, 1984 yılında yapılan yeraltı nükleer denemesinde kullanılan bombanın Richter ölçeğiyle 6.8 şiddetinde yer sarsıntısına sebebiyet verdiğini tespit etmişlerdir.
Doğu Türkistan halkını dininden vazgeçirmek için her türlü yıldırma ve baskı yöntemini kullanan çin şovenizmi, en katı dönemini komünist diktatör Mao'nun 1966-1976 yılları arasında uygulattığı Kültür Devrimi esnasında yaşadı. Camiler yıkıldı, toplu ibadet yasaklandı, Kuran kursları kapatıldı ve bölgeye yerleştirilen çinliler Müslümanları taciz etmek için her yolu denediler. Okullarda dinsizlik propagandası yapıldı. Ayrıca bütün iletişim araçları vasıtasıyla insanların din ahlakından uzaklaşmaları için yoğun çaba harcandı. Dini ilimlerin öğrenilmesi ve dini bilgilere sahip öncü kişilerin halkı eğitmeleri ise tamamen yasaklandı.
Doğu Türkistan'da Müslüman Türklere yönelik zulüm şiddetle devam etmektedir. çin resmi görevlileri, Türk gençlerini potansiyel olarak rejim karşıtı görerek sebepsiz yere evlerinden toplamaktadır. Gençler ise, bu zulümden kurtulmak için dağlara veya çöle kaçmaktadır.
1996 yılından beri on binlerce Uygur Türkü, kamplarda tutulmaktadır ve bu kamplardakilere ağır işkenceler yapıldığı bilinmektedir. Bir insan hakları örgütünün resmi yazısında da belirtildiği gibi sanıklar, tek celsede biten davalarda ya kürek cezasına mahkum edilmekte ya da meydanlarda infaz mangaları tarafından kurşuna dizilmektedir. çünkü mahkemeler, Komünist Partinin talimatı ile çalışmaktadır. En dehşet verici olanlarından biri ise hamile kadınların evlerinden alınarak gayrı sıhhi şartlarda kısırlaştırılmaları, sınırlama fazlası doğan bebeklerin öldürülmeleridir. (Bkz. Doğu Türkistan, Harun Yahya)

çeçenistan

Rus kuvvetleri çeçenistan topraklarında önlerine çıkan herkesi, kadın, çocuk, genç, yaşlı demeden acımasızca katletmeye ve sivil hedefleri bombalamaya başladılar.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından Rusya içindeki etnik gruplardan bazıları bağımsızlıklarını ilan ettiler. Yıllar süren komünist Rus yönetimi altında çok büyük baskılar gören 1 milyon nüfusa sahip çeçenler, Cahar Dudayev önderliğinde başladıkları bağımsızlık savaşı sonucunda 1996 yılında bağımsızlıklarını ilan ettiler.
1999 yılında çeçen gazisi Şamil Basayev'in kendilerinden yardım isteyen Dağıstanlılara yardım etmesiyle başlayan yeni savaş sonucunda bazı çeçen köyleri bombardıman altına alındı. Bu köylerden sadece iki kişi kurtulabildi. Rus kuvvetleri çeçenistan topraklarında önlerine çıkan herkesi, kadın, çocuk ya da yaşlı demeden masum halkı acımasızca katletmeye ve sivil hedefleri bombalamaya başladılar. Kimyasal bombaların, Scud ve Napalm füzelerinin kullanıldığı bombalamalar sırasında da, özellikle hastaneleri, doğum evlerini, çarşıları, mülteci konvoylarını hedef olarak seçtiler.
Rusların sivil halka yönelik yaptığı vahşi saldırılardan biri de birçok çeçen köyünün kullandığı Argun Nehrine zehir katmak oldu. Zehirli sudan içen kadın ve çocuklardan büyük çoğunluğu ölürken, yüzlercesinde de kalıcı etkiler oluştu. İki yıl içinde çeçenistan, nüfusunun dörtte üçünü kaybetti. Bir kısmıysa sığındıkları komşu ülkelerde çok zor koşullarda hayatlarını devam ettirmeye çalışıyorlardı. Rusya'nın planı 2000 yılının Kasım ayına kadar kendileriyle mücadele eden tüm çeçen savaşçıları yok etmekti. Ancak bu planları gerçekleşmedi ve çeçen halkı özgürlüğü için mücadeleye devam etti.
çeşitli insan hakları örgütlerinin Rus katliamından kaçan çeçen mültecilerin durumuyla ilgili yaptığı incelemeler, burada yaşanan insan hakları ihlallerinin çok büyük boyutlarda olduğunu göstermektedir. Kilometrelerce yolu yürüyerek katetmeye çalışan çeçenler bir yandan da açlıkla, susuzlukla ve salgın hastalıklarla mücadele etmektedirler. Şiddetli soğuk ve kar yağışı altında kadını, çocuğu, yaşlısı, genci ile göç etmeye zorlanan insanlar, terk edilmiş tren vagonlarında, sığındıkları kasabaların ahırlarında 2-3 aile ile birarada çok zor şartlarda yaşam mücadelesi vermektedirler.
Mülteci kampına sığınan çeçenler, kışlık giyecek bulamadıkları için çocuklarını okullarına gönderememektedir. Buraya sığınanların neredeyse yarısı şartların kötülüğü ve şiddetli soğuğun etkisiyle hasta olmaktadır. Haftalarca sıcak yemek yiyemeyen ve bünyeleri bu ağır şartlara dayanamayan çeçen mülteciler arasında verem, hepatit gibi hastalıklar hızla yayılmış, ölümler artmıştır. Bu duruma rağmen bölge ülkelerinden yapılan yardımlarda da sürekli kısıtlamalar yapılmakta, şiddetli soğuk hava koşullarıyla, susuzlukla, açlıkla mücadele eden bu insanlar tek bir dilim ekmek bulmakta dahi zorluk çekmektedirler. (Detaylı bilgi için bkz. İslam'ın Kışı, Beklenen Baharı)

Dünya Genelinde çocukların Yaşadıkları Zorluklar

Müminin üzerine düşen sorumluluklardan biri de dünya gündeminde sıkça yer alan, çocukların maruz kaldıkları sıkıntılara çözüm getirebilmektir. Köprü altında yatan, çöp karıştırarak yaşamını sürdüren, çok az bir para karşılığında hayatını tehlikeye atarak çalışmak zorunda kalan, evi olmayan, beslenme yetersizliği nedeniyle ölen birçok çocuk vardır. Dünya genelinde kötü davranışlara, ihmale, şiddete, cinsel tacize, sömürüye maruz kalan, uyuşturucu trafiğinde kullanılan çocuk sayısında giderek bir artış gözlenmektedir.
İlgili kurumlarca yapılan istatistiksel hesaplamaların sadece genel oranları bile çocukların içerisinde bulunduğu durumun ciddiyetini tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır:

Yoksulluk ve olumsuz sağlık koşulları

-Dünya çocuk nüfusu 2 milyar 850 milyon. 3 600 milyon çocuk, yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Her beş çocuktan biri yoksul.4
-1 milyar 100 milyon çocuk sağlıklı ev ortamından uzak büyüyor. Sokakta yaşayan çocukların sayısı 90 milyon. 5
-Dünyada her yıl 40.000 çocuk ölüyor.
-özürlü çocuklar eğitim ve sağlık haklarından yararlanamıyor. Dünya çocuklarının yüzde 85'i sorunlu büyüyor. 6
-Dünyada her gün 5 yaşından küçük 30.500 erkek ve kız çocuk, önlenebilir nedenlerden dolayı ölüyor. (her yıl 5 yaşın altındaki 10 milyon çocuk önlenebilir nedenlerden dolayı ölüyor- (UNİCEF - 2002)
-Dünyadaki çocuk ölümlerinin çoğu yetersiz beslenmeden kaynaklanıyor. Gelişmekte olan ülkelerde 174 milyon çocuk (0-5) yetersiz besleniyor ve bu çocuklar olmaları gereken ağırlığın altındalar. 9
-2 yaşın altındaki çocuklarda demir eksikliği daha sonraları dış dünyayla iletişim zorluklarına neden oluyor ve bu durum zeka geriliğine yol açıyor.10
AIDS
-Dünya genelinde çocukların sadece %71'i temiz su içebiliyor. 11 Yılda iki milyon çocuğun (hemen hepsi beş yaş altı) su kaynaklı hastalıklardan ölmesi gerçeğine rağmen, dünya hala temiz su ve sağlık koşullarını sağlayamıyor. 12
-Yirmi milyondan fazla bebek-yani her beş bebekten biri- düşük kiloda (2.5 kilodan az) dünyaya geliyor. Bu durum her yıl 4 milyon bebeğin daha bir aylık olmadan ölmesinin en önemli nedenini oluşturuyor. Düşük kiloda doğum ise ileride şeker hastalığı, kanser ve kalp krizi riskini %50 artırıyor. 13
-Dünyada gelişmekte olan ülkelerde 30 milyon bebek ilk doğum günlerinden önce aşılanamıyor. Bu nedenle 900 binden fazla sayıda, beş yaş altındaki çocuk her yıl kızamıktan ölüyor. Yine her yıl yeni doğmuş 200 bin bebek tetanozdan ölüyor. Her yıl 370 bin çocuk şiddetli öksürükten, 50 bini de tüberkülozdan ölüyor. Oysa bu hastalıklar aşılama yoluyla bağışıklık kazandırılarak önlenebiliyor.
-Yine tamamen önlenebilir hastalıklardan her yıl yeni doğmuş 200 bin bebek ilk aylarında ölüyor. 14
-Hamilelik ve doğumdaki yetersiz sağlık bakımı 5 milyon bebeğin ölümüne yol açıyor. 15
-Yılda 2 milyon beş yaş altı çocuk, solunum yolu enfeksiyonunda profesyonel bakım olanaksızlığından ölüyor. 16
-Her yıl 400 bin çocuk zatürre veya menenjitten ölüyor. 17
-HIV/AIDS salgınının durdurulması için gereken kampanyaların ertelenmesi nedeniyle her ay 250 bin çocuk ve genç bu ölümcül virüsü kapıyor. 18
-özellikle mülteci kamplarında şiddetini gösteren AIDS, 3.8 milyondan fazla çocuğun ölümüne, 13 milyonunun da yetim kalmasına yol açtı. 19(2002 BM raporu)
Günümüzde 600 milyon çocuk yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Sıkıntı ve ihtiyaç içerisindeki bu çocuklara yardım eli uzatmak; onları zor şartlardan kurtarmak için çaba harcamak, vicdan sahibi her insanın sorumluluğudur.

Çocukların çalıştırılması ve istismar edilmesi

-Gelişmekte olan ülkelerde yaşları 5 ile 14 arasında olan 252 milyon çocuk işçi yanında, yaşları 5 ile 11 arasında 50-60 milyon kadar çocuk da tehlikeli koşullarda çalışmaktadır. 20
-Tayland'da 7-15 yaşları arası çocukların alım-satımı yapılmaktadır. Bu çocuklar fabrikalardaki ince işlerde günde 12-14 saat çalıştırılmakta ve bunun sonucunda gözlerini kaybetmektedir. 21
-10 yaşından itibaren pek çok zorluk içerisinde yaşamaya başlayıp 30 yaşında ölen yaklaşık 2 milyon çocuk her yıl cinsel sömürüye maruz kalmaktadır. 22

Savaş riski altındaki çocuklar

-Son on yıl içinde 2 milyon 400 bin çocuk savaşlarda öldü. 6 milyondan fazlası ciddi şekilde yaralandı veya sakat kaldı. Milyonlarca çocuk şiddet kullanmaya zorlandı. 23 16 milyon çocuk psikolojik travma geçirdi. 15 milyonu evsiz. 24 Tahminen 25 milyon çocuk halen evlerinden ayrılmış durumda. 25 Mülteci çocukların sayısı ise 5 milyon 433 bin. 26 (BM 2002)
Dünya genelinde süregelen savaşların çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri her geçen gün giderek artmaktadır. Sadece mayınlara basarak hayatlarını kaybeden çocukların sayısı on binleri bulmaktadır.
-Savaşlarda uyarıları okuyamadıkları için mayınlara basıp hayatını kaybeden ve sakat kalan çocuk sayısı her geçen gün artıyor. 90 ülkede çocuklar savaşan orduların ve asilerin yerleştirdiği 60 milyon kara mayını tehlikesi altında yaşıyor. Yılda 10,000 çocuk mayın kurbanı olmaya devam ediyor. 27(2002 BM raporu)
-Savaş sonrasında yiyecek kaynaklarının yok edilmesinden veya sağlık hizmetlerinin ortadan kaldırılmasından dolayı da çocuklar ölmeye devam ediyor. 28
-Bazı bölgelerde ise çocuklar hayatta kalmak için asker oluyorlar. 7-14 yaşları arasında 300 bin çocuk aktif olarak savaş ve silahlı çatışmalara katılıyor. 29
-Dünyada çoğu 10 yaşın altında 300,000'den fazla çocuk kaçırılarak, halen zorla askerlik yapıyor. Askerlik yapan kız çocukların birçoğu değişik cinsel sömürülere maruz kalıyorlar. 30 (2002 BM raporu)

Mültecilerin Yaşadıkları Sıkıntılar

Savaş sonrasında meydana gelen yoksulluk, pek çok insanı yurtlarından ayrılmaya zorlamıştır. Tüm dünya, savaştan kaçan insanların yaşadıklarına şahit olmasına rağmen pek çok ülke mültecileri kabul etmemiştir. Soğuk altında günlerce, haftalarca yürüyerek güvenli yerlere ulaşmaya çalışan bu insanlar çok defa başka bir ülkeye yönelmek zorunda kalmışlardır. Günümüzde dünya genelindeki resmi olarak bilinen toplam mülteci sayısı 21 milyon civarındadır. Bu duruma yalnızca kısaca birkaç örnek verilmesi bile yardıma muhtaç insanların durumunu anlayabilmek için yeterli olacaktır.
örneğin Kosova'da yaşanan savaş nedeniyle 1998 Martı'nda başlayan mülteci göçünde Kosova'nın hemen hemen bütün şehirleri boşalmıştır. Günlerce yürüyerek göç etmek zorunda kalan yaklaşık 300.000'i aşkın Kosovalı'dan yoğun kış şartları nedeniyle hayatını yitirenler olmuştur.
çeçenistan'da ise 1999 yılının Kasım ayında Rus saldırılarından yürüyerek kaçan çeçen halkını hiçbir ülke kabul etmemiştir. Kendilerini kabul eden Türkiye sınırına ulaşana kadar ise birçok kadın, çocuk ve yaşlı soğuktan ölmüşlerdir.
Dünya üzerindeki nüfusları 9 milyonu bulan Filistinlilerin ise sadece 4 milyonu Filistin toprakları içinde yaşamaktadır. 5 milyonu ise Filistin toprakları dışında, onların da çoğu mülteci kamplarında yaşamaktadır. Filistin içinde yaşayanların yarıdan fazlasının da asıl mekanları değiştirilmiş, mülteci kamplarına yerleşmek zorunda bırakılmışlardır. Yani Filistin halkının % 75'ine yakın bir kısmı ikamet ettikleri yerlerden silah zoruyla ve şiddet yoluyla çıkarılmışlardır. Filistinliler, bu kamplarda son derece kötü şartlar altında hayatlarını sürdürmek zorunda kalmışlardır.
Filistinlilerin göçe zorlanması sebebiyle 531 köy tamamen boşaltılmış bunların da % 90'ı işgal devletinin askeri güçleri tarafından tamamen yıkılmıştır. Göçe zorlanan Filistinliler gittikleri yerlerde de rahat edememişlerdir. 1948'de henüz işgal edilmiş olmayan Batı Yaka ve Gazze bölgesine yerleşen mülteciler 1967 Haziran Savaşından sonra sık sık saldırılara uğramış, katliamlara maruz kalmışlardır. Bu kampların birçoğuna havadan ve karadan saldırılar düzenlenerek katliamlar gerçekleştirilmiştir. Bunların en büyüğü ise Cenin mülteci kamplarına yönelik saldırı sonucu gerçekleştirilen ve yaklaşık 1000 kişinin öldürüldüğü tahmin edilen katliamdır. Bunun dışında yine Gazze'deki pek çok mülteci kampına şiddetli saldırılar düzenlenmiş, büyük katliamlar gerçekleştirilmiştir.31 (Detaylı bilgi için bkz Filistin, Harun Yahya)

Sonuç

Burada çok az bir bölümüne yer verilen, dünyanın çeşitli yerlerinde süregelen bu acımasız uygulamalar vicdan sahibi her insanı harekete geçirecek boyutlardadır. Ancak buna rağmen kimi insanlar, böyle bir durum karşısında dahi duyarsız kalabilmekte, yaşananların kendilerini birinci dereceden ilgilendirmediğini düşünerek umursuz davranabilmektedirler. Bunun nedeni bu kimselerin Allah'ın rızasını gereği gibi gözetmemeleri, yine nefislerini memnun etme peşinde olmalarıdır. Bu düşünceyle hareket eden bir kişi yalnızca kendine yönelik olaylarla ilgilenir. Eğer yaşananlar, bu kişinin yakınında gerçekleşse belki daha duyarlı bir tavır gösterecektir. Ama yine de tüm kaygısı kendi menfaatleri çerçevesinde sınırlı kalacaktır. örneğin ticaret yaptığı ülkede iç savaş çıktığını öğrendiğinde asıl kaygısı oradan kazanacağı paranın akıbetinin ne olacağıdır. O ülkede katledilen insanları, zulme uğrayarak öldürülen çocukları, insanların yaşadıkları korku ve sıkıntıları ise gereği gibi düşünmeyecektir.
Cahiliye toplumlarında "bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın'' sözüyle ifade edilen çarpık ahlak anlayışı, bu gibi kimselerin tavırlarını yönlendiren ana mantıktır. Oysa böyle bir durumda, vicdanı duyarsızlaşan bu kişinin, yalnızca birkaç dakika için bile olsa kendisini bu insanların yerine koyması vicdanını açması için yeterlidir. Suçsuz insanların acımasızca katledildikleri, açlıktan ve dayanılmaz bir yoksulluktan dolayı zavallı insanların zorlukla ayakta durabildikleri bir ortamda kendisi de yaşam mücadelesi veriyor olsa, aynı umursuzluğu ve bencilliği gösteremeyeceği açıktır.
Oysa, dünyanın dört bir yanında yaşanan bu sorunların asıl nedeninin insanların Kuran ahlakına uygun bir yaşam sürmemelerinden kaynaklandığını bilen bir mümin, bu ahlakın insanlara tebliğ edilmesini kendi vicdani sorumluluğu olarak algılamalıdır. Ağırdan alarak, üşengeç hareket ederek, gereken çabayı göstermeyerek geçirdiği her vaktin, bu insanların yaşadığı acı ve sıkıntıların devam etmesine neden olacağını bilerek hareket etmelidir.
Burada vurgulanması gereken bir diğer önemli husus ise dünya üzerindeki bu köklü sorunların Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bildirilen "ahir zaman" adı verilen kıyamet öncesi döneme de işaret etmesidir. Ahir zaman Kuran ahlakının gereği gibi yaşanmadığı, insanların bir kısmının din ahlakının öneminden habersiz, gafil bir yaşam sürdükleri bir dönemdir. İşte böyle bir dönemde her Müslüman için fedakarane bir ahlak göstermek, malıyla ve canıyla kendini ortaya koymak çok daha fazla önem kazanır. Peygamberimiz (sav) bu hadislerde, ahir zamanda fitnelerin çoğalacağını, Müslümanların baskı ve zulüm göreceğini, katliamların yaşanacağını, masum insanların öldürüleceğini, fakirliğin ve açlığın artacağını bildirmektedir. Bu hadislerden bazıları şöyledir:
"Ahir zamanda ümmetimin başına sultanlarından şiddetli belalar gelir, öyle ki yerler Müslümanlara dar gelir." 32
"Kıyametin hemen yakınında anarşi ve kargaşa günleri vardır." 33
"Dünya herc-ü merc içinde kaldığında, fitneler zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde, bazıları bazılarına hücum ettiğinde" 34
"... yaygın katliamların vuku bulacağı büyük bir fitne görülecektir." 35
"Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır: ölümler ve katliamlar yaygın hale gelecek." 36
"Mağrib'de (batıda) karışıklıklar, fitneler ve korku olacak... Fitneler çoğalacak." 37
"Fakirler çoğalacak." 38
"Açlık ve hayat pahalılığı alabildiğine yayılacak." 39
"Masum insanlar katloluncaya kadar... ve katliamlara yerde ve göktekiler, artık tahammül edemez bir hale geldiğinde..." 40
"Kıyamet yaklaştığı zaman ve müminlerin kalbi; ölüm, açlık, fitneler, sünnetlerin kaybolması, bid'atlerin ortaya çıkması, emri bil maruf ve nehyi anıl münker (iyiliği emredip kötülükten menetme) imkanlarının kaybolması gibi sebeplerle zayıfladığı zaman ...." 41
Peygamber Efendimiz (sav)'in haber verdiği bu olayların yoğun şekilde yaşandığı bir dönemde, müminin üzerine düşen sorumluluk da aynı şekilde büyük önem kazanmaktadır. Anarşinin, kargaşanın ve zulmün sona erdirilmesi için insanları teşvik etmek, onlara doğru yolu göstermek, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, açlık ve sefalet içerisindeki muhtaç insanlara, kimsesiz çocuklara, yaşlılara yardım etmek müminlerin sorumluluğudur. Allah'ın rızasını kazanmayı hedefleyen bir kimse, sadece kendi ahlakını güzelleştirmekle ya da kendi sıkıntılarına çözüm bulmakla yetinmemeli, aynı zamanda çevresinde bulunan ihtiyaç içerisindeki kimselerin sorunlarının çözümünü de üstlenmelidir. Elbette ki bu durum, insanların sevdikleri şeylerden feragat etmelerini, kendi imkanlarından, rahatlarından fedakarlıkta bulunmalarını gerektirebilir. Ama Allah'ın rızasını kazanacağını ummak, samimi bir müminin tüm bu sorumlulukları en iyi şekilde üstlenmesi ve fedakarlığa talip olması için yeterli olmalıdır.
Rabbimiz, "Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına mücadele etmiyorsunuz?" (Nisa Suresi, 75) ayetiyle müminleri ihtiyaç içindeki insanlara destek olmakla yükümlü kılmıştır. Elbette ki dünyanın çeşitli yerlerinde, insanların yaşadıkları bu sorunları çözüme kavuşturmak için çeşitli kurumlar çalışmaktadır. Ancak bu kuruluşlar ne kadar olumlu çalışmalarda bulunsalar da, sorunlara gerçek anlamda çözüm getirememekte, yüzeysel çözümlerle sınırlı kalmaktadırlar.
Oysa tüm insanlığı ilgilendiren bu gibi durumlarda günlük, haftalık ya da aylık çözümler değil, kati ve kalıcı çözümlere ihtiyaç vardır. En kesin çözüm ise, tüm insanlar arasında güzel ahlakın hakim olmasıdır. Kuran ahlakı insanlara vicdanlı davranmayı, hoşgörülü ve barışçı olmayı, uzlaşmayı emreder. İnsanlar arasında adaletle hükmetmeyi, haktan yana olmayı, insanların haklarına haksızlıkla el uzatmamayı gerektirir. Masum insanların, yaşlıların, kadınların, çocukların, yolda kalmışların, ihtiyaç içinde olanların haklarını korumayı emreder. Dolayısıyla Kuran ahlakı dünyadaki tüm adaletsizliklerin, terörün, kargaşanın, katliamların, yaşanan acı ve sefaletin kesin çözümüdür.
Allah, "Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz."(Nahl Suresi, 97) ayetiyle bizlere bu sırrı vermiştir. Güzel bir hayat, gerçek huzur, güvenlik ve barış ancak İslam ahlakının tam anlamıyla yaşanmasıyla mümkün olabilir. Dolayısıyla insanların büyük çoğunluğunun bu gerçekleri kavradığı bir dünyada yeryüzündeki acılar, sıkıntılar, katliamlar, belalar, adaletsizlikler, yoksulluklar yok olacak, bunların yerine barış, huzur, zenginlik, ferahlık, bolluk bereket yerleşik kılınacaktır.
Güzel ahlakın hakim olmasıyla birlikte, insanlar arasında adalet, hoşgörü, fedakarlık, şefkat, merhamet gibi özellikler yaygınlaşacak; kimse kimsenin hakkını yemeyecek, kendisi ihtiyaç içinde bile olsa yiyeceğini yoksula yedirecek, yardıma muhtaç insanların sorunlarını kendi sorunuymuş gibi sahiplenecek ve elinden gelen tüm imkanları başkalarının rahatı için seferber edecektir. Vicdanlı insanların sayısı arttıkça barış ve huzur dolu bir dünyaya bir adım daha yaklaşılmış olacaktır.
Kuran'ın "İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı..." (Rum Suresi, 41) ayetiyle bildirildiği gibi, dünyadaki tüm kötülüklerin ortaya çıkmasına insanların kendi savundukları zalim sistemler sebep olmuştur. Bu nedenle tüm bunları iyiliklere dönüştürmek de yine insanın sorumluluğundadır. Kuran'da emredilen ahlaki özellikler yaşandığı takdirde dünya üzerindeki her türlü fesat kolaylıkla ortadan kaldırılabilecektir. Allah, Kuran ayetleriyle böyle bir durum karşısında "içinde bulundukları refahın peşine düşen" insanların zulmedenler olduklarını bildirmiş, fazilet ve vicdan sahibi insanlara fedakarlığı, sorumluluk üstlenmeyi ve bu yönde çaba harcamayı emretmiştir:
Sizden önceki nesillerden onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi? Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler.Onlar, suçlu-günahkarlardı. (Hud Suresi, 116)
Allah, kendi refahlarının peşine düşen insanları gösterdikleri bu ahlak nedeniyle uyarmaktadır. Vicdan ve fazilet sahibi Allah'tan korkan kimselerin, insanların yaşadıkları bu sıkıntıları görüp daha sonra göz ardı etmeleri sadece kendi tasalarının peşine düşmeleri, küçük dünya menfaatleri uğruna Kuran ahlakının gereği olan bu sorumluluklarını bir kenara bırakabilmeleri mümkün değildir. Allah, ne yapması gerektiğini çok iyi bildiği halde, zor gördüğü ve başkalarına bıraktığı için sorumluluktan kaçan bir kimseyi yaptıklarından dolayı ahirette sorumlu tutabilir.
Böyle bir durumda kişinin yalnızca kendisinden değil, diğer Müslümanları da birlik olup, güzel ahlakın tüm yeryüzüne yayılması, zulümlerin ve karışıklığın sona ermesi için çaba harcamaya çağırması, onları da teşvik edip harekete geçirmesi gerekir. Allah bu konuyu "... Müminleri hazırlayıp-teşvik et..." (Nisa Suresi, 84) ayetiyle insanlara bildirmiştir.

Dipnotlar

3- http://www.cocukvakfi.org.tr/sayisal_rapor2.htm, http://www.cocukvakfi.org.tr/calinmis_hak_2000.htm 
4- http://www.cocukvakfi.org.tr/calinmis _hak_2000.htm, http://www.cocukvakfi.org.tr/sayisal_rapor2.htm 
5- http://www.cocukvakfi.org.tr/calinmis_hak_2000.htm, http://www.cocukvakfi.org.tr/sayisal_rapor2.htm 
6- http://www.cocukvakfi.org.tr/calinmis _hak_2000.htm 
7- http://www.cocukvakfi.org.tr/calinmis _hak_2000.htm, http://www.cocukvakfi.org.tr/sayisal_rapor2.htm 
8- www. Unicef.org/media/sowc02presskit/ UNİCEF - The State of World’s Children 2002) 
9- http://www.cocukvakfi.org.tr/ calinmis_hak_2000.htm, http://www.cocukvakfi.org.tr/sayisal_rapor2.htm#3 
10- http://www.cocukvakfi.org.tr/sayisal_rapor2.htm 
11- http://www.cocukvakfi.org.tr/calinmis _hak_2000.htm, http://www.cocukvakfi.org.tr/sayisal_rapor2.htm 
12- http://www.cocukvakfi.org.tr/sayisal_rapor2.htm 
13- http://www.cocukvakfi.org.tr/sayisal_rapor2.htm 
14- http://www.cocukvakfi.org.tr/sayisal_rapor2.htm 
15- http://www.cocukvakfi.org.tr/sayisal_rapor2.htm 
16- http://www.cocukvakfi.org.tr/sayisal_rapor2.htm 
17- http://www.cocukvakfi.org.tr/sayisal_rapor2.htm 
18- http://www.cocukvakfi.org.tr/sayisal_rapor2.htm 
19- http://www.unhcr.org.tr/unhcr_tur/yayimlarmultecicocuklar.asp 
20- http://www.cocukvakfi.org.tr/calinmis_hak_2000.htm http://www.cocukvakfi.org.tr/sayisal_rapor2.htm 
21- http://media.ankara.edu.tr/~erdogan/ cocukkole.htm 
22- http://www.cocukvakfi.org.tr/sayisal_rapor2.htm 
23- http://www.unicef.org/graca/summry.htm (UN Report: Wars Against Children) http://www.unhcr.org.tr/unhcr_tur/yayimlarmultecicocuklar.asp , http://www.cocukvakfi.org.tr/sayisal_rapor2.htm, http://www.mazlumder.org.tr/haber/Ayrinti.asp?HaberNo=51, http://www.mazlumder.org/multeci/kadin_cocuk.html, http://www.cocukvakfi.org.tr/calinmis_hak_2000.htm 
24- http://www.cocukvakfi.org.tr/calinmis_hak_2000.htm 
25- http://www.unhcr.org.tr/unhcr_tur/yayimlarmultecicocuklar.asp 
26- http://www.cocukvakfi.org.tr/ calinmis_hak_2000.htm 
27- http://www.unhcr.org.tr/unhcr_tur/yayimlarmultecicocuklar.asp http://www.cocukvakfi.org.tr/sayisal_rapor2.htm
http://www.mazlumder.org.tr/haber/Ayrinti.asp?HaberNo=51 http://www.mazlumder.org/multeci/kadin_cocuk.html 
28- http://www.cocukvakfi.org.tr/sayisal_rapor2.htm 
29- http:/www.child-soldiers.org/cs/childsoldiers.nsf/0/c560bb92d962c64c80256c69004b0797?OpenDocument
http://www.cocukvakfi.org.tr/calinmis_hak_2000.htm http://www.cocukvakfi.org.tr/sayisal_rapor2.htm 
30- http://www.unhcr.org.tr/unhcr_tur/yayimlarmultecicocuklar.asp http://www.cocukvakfi.org.tr/sayisal_rapor2.htm 
31- http://www.vahdet.com.tr/filistin/ dosya2/0557.html 
32- Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12 
33- Suyuti, Cami'üs Sagir, 3/211; Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2/492 Al-Muttaqi al-Hindi, Muntakhab Kanzul Ummaal 
34- Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s.454 
35- El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 37 
36- Camiü's-Sagir, 3:211, Müsned, 2:492, 4:391, 392 
37- ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s.440 38- ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 455 
39- ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 440 40- El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 37 
40- El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 37 
41- Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 66 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder